Veteriner Hekim Kutlu Dayıoğlu
       Kedi Yazıları



Dostunuzdan ayrılmak

          Hepimiz yaşamımızın bir anında bir hayvan dostumuz ile hayatı paylaştık veya paylaşıyoruz. Hiç hayvan beslemediğini düşünen bile şöyle geçmiş günlerini, çocukluğunu düşündüğü zaman yaşamında bir sokak kedisinin, bir serçenin, mahalle köpeğinin, bir civcivin bulunduğunu hatırlayacak.

          Bazılarımız ise artık yaşamına giren hayvanların ne sayısını ne de kaç tane olduğunu hatırlayamayacak kadar çok hayvan sevgisi ve merakı ile dolu.

          Aslında hayvanların yaşamımıza girmesi diye bir kavram söz konusu değil, ama çoğu insan onların farkında olmadan  yaşadığı için böyle bir cümle kullanabiliyoruz.

          Daha sabahın erken saatlerinde başta kumrular olmak üzere tüm kuşların kuşluk vakti dediğimiz vakti canlandıran neşeli güne başlama seslerini duyabiliriz. Evinizden sabah çıkarken kapının yanında, çöp tenekesinin yakınlarında sabah kahvaltısını bizlerin artıklarından sağlamaya çalışan bir kedi veya köpekle karşılaşabiliriz. Çevremizde her an kumru, serçe ve karga gibi şehirde yaşayan kuşlar uçuşur durur. Böcekleri ve bitkileri hiç saymıyorum. Bir sürü hayvan kendi çapında yaşam karmaşasında, basite indirgediğinizde aynı insanlar gibi yaşam kavgası sürdürür.

          Ama biz insanlar bırakın bir ağacın baharda açmaya başlayan sürgünlerini, bir duvar dibinde açmış sarı hindiba çiçeğini, karıncaların yine bahardaki çiftleşme uçuşları için bir anda duvardaki bir çatlaktan telaşla fışkırmasını görmeyi; Ne kuşları, ne köpekleri ne de kedileri görmüyoruz artık. Bazen gözünüz takılır gibi oluyor..ama hep yetişilecek bir iş, okul vb koşturma var. Onlar bizim yaşamımızda ama biz onları görmeden sanki yoklarmış gibi hayat koşuşturmasında kaybolup gidiyoruz.

          Onların bizim yaşamımıza girmeleri gibi bir durum söz konusu değil aslında, çünkü onlar zaten bizim yaşamımızda. Sadece bazen evlerimize , bahçemize, kafeslerimize misafir olup bizim daha yakınımıza geliyorlar. Daha fazla farkediliyorlar, daha fazla korunup, seviliyorlar.

          Bir kedinin veya bir köpeğin ailenizin içine nasıl girdiği hakkında bir sürü hikaye dinledim bugüne kadar ; Kiminiz bir yavruyu soğukta ıslanmış ve üşümüş bulup aldı, kiminiz yaralı ve muhtaçken sahiplendi, kiminiz bir hayvan severin köpeği veya kedisinin yavrularını sahiplendi veya satın aldı, kiminiz ise profesyonel hayvan satan çiftlik veya pet shop benzeri bir yerden satın alarak bir hayvan dostunuzu ailenin içine aldı.

          Bir hayvanın hayatımıza giriş öyküsü çok karmaşık değildir çoğu zaman, özellikle benim gibi bir mesleğiniz varsa bir zaman sonra bu dostlukların başlama öykülerinin aynı olduğunu görürsünüz.

         Ama bir hayvan dostumuzdan ayrılma öyküsü her zaman çok değişik, dramatik, zor ve her zaman çok farklıdır. Hepimizin yaşamında bu ayrılış öykülerinden birkaç tane vardır. Kimisi bir trafik kazasında ölür, kimisi ihmal sonucu vicdan azabınızla yolcu edilir, kimisi ise artık iyileşemeyeceği Veteriner Hekim tarafından saptanarak , daha fazla acı çekmemesi için ötenazi  veya uyutma dediğimiz acı çekmeden ilaçlar yardımı ile ölüme kavuşturma şeklinde olur.

          İşte ben bu ölümlerin hepsinde o hayvancıklarla beraber ölürüm. Veteriner Hekim olduğuma sadece o an pişman olurum. Bir hayvancığın ölümüne karar vermek ve onu acı çekmeden de olsa , kendi ellerinizle öldürmek zorunda kalmak benim için yutulması çok zor bir lokmadır. Boğazımda kalır yutkunurum, yutkunurum... ağlayamam.. çünkü  ben bir doktorum.

          İşte sırf bu yüzden bana gelip çocuklarının  hayvanları çok sevdiğini, o yüzden Veteriner Hekim olmak istediğini söyleyen ebeveynlere onları şaşırtmak pahasına ''Eğer Hayvanları seviyorsa Veteriner Hekim olmasın !'' derim. Hayvanları seven birinin  Veteriner Hekim olması hayvanlar için çok iyidir. Hayvanlarla ilgili her olayda, hayvan sahibi, para, vakit gibi hiçbir faktörün etkisinde kalmadan inanılmaz bir istekle hayvanlar için ellerinden geleni yaparlar. Kendilerinin hayvan doktoru olduğunu ve hayvancıkların onlardan başka gidecekleri kimseleri olmadığını bilirler.  Ama Hayvan sever birinin Veteriner Hekim olması o insanın kendisi için çok zordur. Tüm meslek yaşamında inanılmaz üzücü, yıpratıcı olaylar yaşar. Trafik kazası geçirmiş, ısırılmış, silahla vurulmuş, kanlı ishalden ölmek üzere veya  ihmal edilmiş yüzlerce hayvancıkla karşılaşır. Çok üzülür, çok yorulur. Hem hayvan sevmek hem de Hayvan Doktoru olmak çok zordur.

         Her şeye rağmen köpeğimiz, kedimiz veya kuşumuzun bu kötü anında onun yanında olmak ve onun yaşamının sona erdiği bu anında da tüm yaşamında onun size yaptığı gibi,  yalnız bırakmamak bizim dostumuza karşı olan son görevimizdir. Onlar sizi karşılıksız , candan seviyorlar bunu hiçbir zaman unutmayın. İlk yavruluk ve tanışma anından ölüm anına kadar....

Veteriner Hekim
A. Kutlu DAYIOĞLU
01.03.2002


Sevgiyi paylaşarak büyütelim

İnsanların hayvanlara yaptıklarının sınırı yok. Direk olarak bir hayvanı bir silahla öldürmekle ihmal sonucu öldürmek arasında fark yok !
BBG evinde vb. çok çeşitli durumlarda hayvanları bir canlı, bir dost olarak göremeyip, onları bir oyuncak, bir sembol olarak görenlere ve onların basit ihtiyaçlarını karşılamayarak ölümlerine neden olanları bir hayvan sever ve Veteriner hekim olarak kınıyorum. Üzüntünüzü paylaşıyorum. ama unutmayın bu sadece medyaya yansıyan görebildiğimiz bir örnek !
Hayvanların insanların elinde çektiklerini görmek ve bilmek beni insan olarak kendi hemcinsim hakkında hiç istemediğim düşüncelere itiyor. Bu olaya benzer neler geliyor kliniğime, anlatsam şok olursunuz!
Tüm hayvan dostlarına ricam gördüğünüz her eziyet olayında tüm gücünüzle müdahale edin !
Belki sizin yapacağınız bir ufak hareket veya biraz enerji harcamanız bir hayvancacığın son şansı olabilir.
Unutmayın onları konuşamıyorlar ve başlarına geleni anlatıp onlara eziyet edenleri şikayet edemiyorlar. Çektiklerini anlatamıyorlar. Bunu sizler anlayacaksınız !
Sevgiyi paylaşarak büyütelim,
Kutlu Dayıoğlu
12.03.2002
 

YÜRÜYÜP GİDENLER VE DURUP BİR ŞEYLER YAPANLAR

           İnsanları çeşitli şekillerde ikili zıt tanımlamalara tabi tutabiliriz. İyi-kötü, güzel-çirkin, dürüst-dolandırıcı vb. bir çok zıtlık insanların dünyasında yerini bulur. Hayvanlar söz konusu olduğunda insanları yine iki ana gruba ayırabiliriz ; Hayvan severler ve hayvan sevmezler. Ama insanları tanımlarken sadece iki zıt özellikle tanımlama yapmak her zaman hatadır. Çünkü bir insan tam olarak kötü olamayacağı gibi, tam olarak iyi de olamaz. Muhakkak bazı yönlerden iyi ve bazı yönlerden kötü özellikleri bir insanı oluşturur.

           Hayvan sevgisi açısından baktığımızda insanların bir kısmı tüm hayvanlar için sevgi doludur, onlar hayvanları insanlardan veya bitkilerden ayırmazlar. Tüm canlıları bir bütün olarak görebilirler ve hepsini sevmenin güzelliğini ve zevkini yaşarlar. Bazı insanlar ise 'Ben yalnızca kedileri severim' veya 'Sadece köpekleri severim, kedilerden nefret ederim!' derler. Kimisi hayvan sevgisini iyice abartıp akvaryum balıklarının neden akvaryumlara kapatıldığını sorgularlar. Büyük bir grup insan ise hayvanları sevmiyor değildir, onlardan nefret etmez ama çekinir, korkar, yaklaşamaz veya beslemeyi düşünemez. Eşlerinin veya çocuklarının yüksek sevgi ve ısrarı ile bir hayvanla bazen birlikte yaşayabilirler. En son grubumuz ise hayvanlardan korkmanın veya çekinmenin ötesinde onlardan nefret edenler , hayvanların insanların dünyasında ne aradığını asla anlayamayanlar, yaşadıkları çevrede hiçbir hayvanın olmasını istemeyenlerdir. Hatta bu nefretlerini eyleme döküp hayvanları öldürmeye, yok etmeye fiilen veya düşünceleri her an hazır olan insanlardır bunlar. Bu grubun içine girebilecek sapkın ve hain yaratılışa sahip insanlarda vardır. Ama onların hayvanlara yaptığı eziyetleri ve acımasızlığı anlatmak başlı başına bir konudur ve bu insanlar tüm duyarlı insanların zaten lanetlediği bir insan grubunu oluştururlar.

           Hayvan sevgisi açısından basitçe ayırabileceğimiz tüm bu insanlar bir arada kentlerde veya benzer yerleşim alanlarında kendileri isteseler de istemeseler de hayvanlar ve bitkilerinde varolduğu bir dünyayı paylaşarak yaşıyorlar. Direk olarak kendimizin sahiplenerek bahçemizde, evimizde veya kafeslerde beslediğimiz hayvanların dışında sokaklarda veya evlerimizin, bahçelerimizin çevresinde gün boyunca karşılaştığımız, bazen farkına varmaksızın   yanından geçtiğimiz, bazen sevgiyle gözlemlediğimiz, kendilerine özel yaşamları olan hayvancıklar var. Biz farkına varmasak da onlar da aynı bizim gibi veya bazen bizden çok daha ciddi yaşam mücadeleleri vermektedirler. Onların dünyasında şartlar çok daha zordur. Ölüm çok kolaydır. Bazen günlerce bir lokma yiyecek bulamadığı için, bazen acı bir fren sesinden sonra veya frensiz bir tekerleğin altında kalarak ya da sadece sığınacak bir yer bulamadıkları için yağmurdan veya soğuktan ölebilirler.

           İşte böyle günlük yaşamımız içinde günün herhangi bir saatinde yolumuzun üstüne veya bahçemize, işyerimizin önüne bazen yaralı, hasta veya kanadı kırık bir hayvancık çıkar gelir. Bazen duraksamaz geçip gider. Bazen de azıcık oyalanır, yanından gelip geçen insanlara bir umutla bakar, çoğu zaman hem muhtaç ve acılı hem de açtır. Küçük bir parça ekmeğe bile inanılmaz enerji ile kuyruk sallayarak minnettarlığını göstermeye çalışır. Bazen yerden kalkamayacak kadar kötü durumdadır, çamurların içinde yatıp kalmıştır, kırık bacağını taşımaktan yorulmuş, aç ve umutsuzdur. Ölmek ister ama ölemez.

            Tam bu anda  biraz evvel iki zıt karakter ile tanımlanamaz dediğimiz insan için tam bu şekilde tanımlanabilir bir özellik ortaya çıkar. İnsanlar ikiye ayrılır ;  YÜRÜYÜP GİDENLER VE DURUP BİR ŞEY YAPANLAR....

 Kutlu DAYIOĞLU
 18.03.2002


Kuduz hastalığı ile mücadele hiçbir suçu olmayan köpekleri öldürmek değildir.

                       Geçtiğimiz günlerde bir Veteriner Hekim arkadaşım iki candan hayvan dostu arkadaşı ile birlikte bana uğradı. Hayvanlara karşı saf ve inanılmaz yüksek sevgisi ile bana çaresizliğin verdiği sinirle Akpınar Hayvanat Bahçesinde gördüğü bir sahneyi tekrar tekrar anlattı. Hepsi çok üzgündü! Sahneyi anlamaları mümkün değildi. Bana anlattıklarında bende şok oldum. Üzüntümün ve insan olmanın verdiği utancın neden olduğu panikle görüntüyü kafamdan atmaya çalıştığımı fark ettim. Anlatılan manzara şöyleydi ; Bir sürü köpek beton zeminli pis bir kafes de üst üstte duruyor, bir tanesi  doğurmuş, yavrular soğuk betonun dışında bulabildikleri tek barınak olan bir yemek kabının içine doluşmuşlar, ısınmaya çalışıyorlar. Her yer beton, üzerine yatacak ufacık bir karton parçası bile yok!

                  O yavrucukların yemek kabına yatışlarını ben görmedim ama hayvan sever arkadaşlarım o kadar üzüntü ile anlatıyorlardı ki durumu, içim titredi, gözlerim yaşardı.

                  Bu o an için gözle görülen bir andır. Oradaki hayvancıklar bizim göremediğimiz zamanlarda da açlık ve mutsuzluk içinde oraya neden kapatıldıklarını anlamaya çalışıyorlar. Bir sürü köpeği bir araya toplamak, sonra da yarı aç, yarı tok üst üste ölmelerini beklemek nasıl bir düşüncenin ürünüdür ?  Çok acıklı ve dramatize ederek yazdığımı düşünüyorsunuz değil mi ? Hayır durum benim anlatabildiğimden de kötü inanın!

                  Dünyanın her yerinde kuduz hastalığı ile mücadele için çeşitli sistemler vardır. Örneğin İngiltere'de köpekler için, içinde hayvanların bakımsızlıktan ölmeyeceği barınaklar yapılmış, sonra sokak köpeklerini toplayan eğitimli , hayvanlara zarar vermeden yakalayabilen personel  yetiştirilmiş.Yine bu işe uygun araba, araç ve gereçler sağlanmıştır. Tabi bu işler için önce şehirleri, insanları ve sağlığı ilgilendiren diğer tüm konularda olduğu gibi önce araştırmalar yapılmış, gerekli bütçe saptanmış, planlamalar profesyonel olarak gerektiği gibi yapıldıktan sonra çalışmalara başlanmıştır. İlk başta sokaklarda çok fazla köpek olduğu için yakalama işinde çalışan personel gün içinde çok yorulmuş. Ama sonra sayı gittikçe azalmış, ve artık ayda veya bazen birkaç ayda bir tane  sahipsiz köpek yakalıyorlarmış ve onunda ya sahibi bulunuyor, ya da yeni bir sahip bulunuyormuş.

                 İngiltere'de yöntem bu ve İngiltere'de yıllardır kuduz hastalığı yok, Türkiye'de yöntem köpeklerin sokaklarda zehirle veya tüfeklerle öldürülmesi ve Türkiye'de her sene, özellikle yaz aylarında bir çok bölge de çıkan kuduz olayı veya şüphesi yüzünden hala insanlar korku içinde en sadık dostlarından korkuyor ve çekiniyorlar.

                 Diyeceksiniz ki; orası İngiltere, orda bir çok sorun halledilmiş ve sıra hayvanlara gelmiş. Türkiye'de insanlar bir çok sorunla kavruluyor.İşsizlik, geçim sıkıntısı ve diğer sorunlardan köpekleri kim düşünecek diyebilirsiniz. Eğer böyle diyorsanız size iki değişik cevabım var;

                Birincisi , 4-5 senedir aynı İngiltere vb. ülkelerdeki şehirlerde olduğu gibi bizim Türkiye'mizde de bazı çağdaş ve bilimsel çalışan belediyelerin yine çağdaş ve insana yakışır çalışmaları sonucu modern barınaklar kurulmuş, bu barınaklarda sokaklardan toplanan sahipsiz köpekler sağlıklı şartlarda toplanmış, eğitimli hayvan sever personelle bakımları sağlanmış, ayrıca bazı belediyeler de( İzmir Büyükşehir  Belediyesi yakınımızda bir örnektir) internet'te bu konuda site açarak, orda köpeklerin fotoğrafları ve haklarında bilgiler verilmiş, hayvanlar birer numara ile kodlanarak , sahiplendirilmeye çalışılmıştır. Bu konuya bir bütçe ayrılmış. Yani oradan buradan arada bir toplanan yemek artıkları ile hayvanlar bazen aç bazen tok değiller. Ya da köpeklere bakan görevli 15 günlük izne ayrıldığında köpekler birbirini yemiyorlar.

               Gelelim ikinci cevabıma; Türkiye'de, kent, köy demeden her yerde belediyeler ve diğer resmi kuruluşlar, kuduz hastalığı ile  mücadele için yıllardır birinci yöntem olarak hayvancıkların insanlığa yakışmayan yöntemlerle öldürülmesini seçiyorlar. Hayvancıklar acılar içinde öldürülüp duruluyor. Ama bir hiç uğruna, kolay ve masrafsız ama işe yaramayan yöntem seçiliyor. Bugüne kadar milyonlarca köpek öldürüldü. Çoğunuzun hiç haberi olmadan zehirlendi, kurşunlandı, hatta yakıldı cesetleri çöpleri doldurdu. Ama biz hala daha kuduz hastalığından korkuyoruz. Çünkü bu yöntem kuduz hastalığını yok edemiyor. Hayvancıklar bir hiç uğruna günah keçisi gibi ölüp gidiyor. Unutmayın Kuduz hastalığı ile yapılan doğru mücadele direk insan sağlığını ilgilendiren bir olaydır. Bu konuda işe yaramayan yöntemlerle oyalanmaya ne vaktimiz ne de hakkımız yoktur.

                     Bundan yıllar önce Pasteur köpekleri kuduz hastalığından koruyan aşıyı bulmuş. Ama hala daha köpeklere kuduz aşısı yapılmıyor. Köpeklere kuduz aşısı yaptırmayanlara büyük cezalar verilmiyor. Her hafta bir sürü köpek sahibi köpekleri ısırıldığında veya bir insanı ısırdığında panik içinde kuduz konusunda danışmak için kliniğime telefonla veya bizzat başvuruyor. Onlara ilk sorduğum soru ''kuduz hastalığının bu kadar korkunç olduğunu biliyorsunuz,  neden köpeğinizi kuduza karşı koruyan aşıdan yaptırmadınız!?'' Cevap yok! Veya mantıksız cevaplar, ihmal ve düşüncesizlik, çoğu zamanda bilgisizlik!

                     Ben köpeklerine kuduz aşısı yaptırmayan insanları tam olarak suçlayamıyorum. Bu konuda cahil olabilirler. Ama onları aşılamaya yönlendirecek resmi kuruluşları suçluyorum, artık görevlerini yapsınlar. En azından insanları kuduz hastalığı ve korunma yolları konusunda bilgilendirsinler. Köpeklerden insanlara geçen iki önemli hastalık vardır; Birisi kist meydana getiren Echinecoccus tenyaları, ikincisi ise kuduz hastalığıdır. İkisinde de köpekler suçlu değildir. Kendi istekleri olmadan bu hastalıkları taşırlar. Onlar bu hastalıklardan korunmak için bir şey yapamazlar. Onlar aciz yaratıklar. Ama biz insanlar, bilgimiz, bilincimiz, eğitimimiz, aklımız, maddi imkanlarımız ve vicdanımız  ile insanların sağlığı ve bu dünya da birlikte yaşadığımız köpekler dahil tüm hayvanlar ve çevremiz için doğru kararları verme sorumluluğundayız.

                    Kuduz hastalığı ile mücadele, hiçbir suçu olmayan köpekleri öldürmek değildir.

                    Kuduz hastalığı ile mücadele kurulmuş eşi benzeri görülmemiş güzellikte bir evcil hayvanat bahçesini göstermelik bir köpek barınağına dönüştürüp, orda hayvanların ölmesini beklemek değildir.

                     Kuduz hastalığı ile mücadele hayvan barınaklarına pitbull'ları doldurup sokak köpeklerini onlara parçalatmak değildir.

                     Kuduz hastalığı ile mücadele, sokaklarda gece yarısından sonra, motorsikletle elde tüfek gezip köpekçiklerin tüm vücudunu mermilerle doldurmak değildir.

                     Kuduz hastalığı ile mücadele, çocukların köpeklere karşı olan sevgisini engellemek, onları korkutmak değildir.

Kutlu Dayıoğlu
24.03.2002
 


Çocuklar ve hayvanlar

          Hemen her yazımda çocuklarla hayvanların dostluğuna değiniyorum. Çünkü benim için çocuklar da hayvanlar da çok önemli ve onlardan daha önemli olan da onların inanılmaz ve eşi benzeri olmayan dostluklarıdır.

          Aileler çeşitli yaşlardaki çocuklarının evde hayvan besleme isteği ile karşılaşıyorlar. Bazı ailelerde zaten annenin ve babanın da isteği çocuklarla aynı oluyor ve kedi, köpek veya kuş , bir hayvanı evlerine alıp birlikte yaşamaya başlıyorlar.

Çocuklar çok çeşitli hayvanlara gönül verebiliyorlar. Ama eve hangi hayvanın alınması konusuna gelince karar vermede daha çok anne ve babalar etkin oluyorlar. Tabi ki bu kararı verirken çocuklarının isteklerini göz önüne alıyorlar. Ama çocuklar çoğu zaman fazla ayrıntıya girmeden sadece istiyorlar. Öyle olunca, bir hayvan almanın sorumluğu ve güçlüklerini değerlendirmek yine ebeveynlere düşüyor.

                                                   ****

          Eve bir hayvan almak sadece zorluk ve sorumluluk da değildir. Unutmayın onlar birer canlı ve evimize bir çok yeni sorumlulukla birlikte kendilerine has güzelliklerini de getirecekler. Bize dostluk, eğlence, mutluluk ve bazen de huzuru verecekler.

Ben her zaman hayvanların onlara verdiğimizin kat kat üstünü bize ve özellikle çocuklarımıza manevi olarak verdiklerine inanıyor ve gözlemliyorum.

          Ev de bir köpek veya kediyle birlikte büyüyen çocuklar, paylaşımı, sorumluluk duygusunu, sevgiyi, oyun mutluluğunu başka hiçbir yerden öğrenemedikleri kadar kolay, doğal ve zevkli öğrenirler. Hani ünlü bir söz vardır ; ''Hayvanları seven, insanları da sever ''diye. Aynı bu sözde de vurgulandığı gibi çocukların kişiliğindeki iyi yönlerin gün ışığına çıkması ve canlıyı tanıma, insan dahil tüm canlılarla daha sağlıklı ve olumlu ilişkiler kurma konusunda hayvanlarla birlikte yaşamak çok önemli etkilere sahiptir.

                                                      ****

          Anne ve babalar çocukları için eve bir hayvan almaya karar verdiklerinde bu sefer de hangi hayvan veya hangi ırk sorusunun cevabını bulmak zorunda kalırlar. Bir köpek almaya  karar verildiğinde ; Nasıl bir köpek? sorusu ortaya çıkar ; Bakabilecekleri ortama ve ailenin yapısına, çocuklarının yaşlarına göre değişik ırklarda köpekleri düşünebilirler. Tabi ki bir apartman dairesinde bir Saint Bernard beslenemez, Veya Yaramaz ve hareketli bir çocuğa, küçük ve pasif  bir yavru alınamaz.

           Bazen  aileler köpek veya kedinin sorumluluğundan korkup evdeki hayvana olan ilgiyi bir muhabbet kuşu, hamster veya Guinea pig ile gidermeye çalışırlar. Çoğu zamanda hem büyükler hem de çocuk için bu hayvanlar iyi bir geçiş sağlar. Veya devamlı bu tür küçük hayvanları beslemeye devam edebilirler.

           Ben çok çeşitli hayvanla bugüne kadar yaşamımı paylaştım. Tüm hayvanları sevmeme ve beslememe rağmen yine de benim düşünceme göre ev için ve çocuk için favori hayvanlarımdan birisi kedidir. Hem bakımı çok kolaydır. Hem de zor bir arkadaş olması nedeniyle çocukların hayvanlarla ilgili yararlanımında daha fazla şey verebilir.

Bu aralar yine kedi veya köpeğe göre daha yavaş ve kolay bir hayvan dostluğu olarak Guinea Pigleri ( Kobay ) dediğimiz hayvanları tavsiye ediyorum. Bu hayvanların kısaca özelliği ; Kemirgen ailesine üye bir hayvan, bu ailedeki tüm diğer türlerin, mesela sincap, hamster veya tavşanın    bazı negatif özellikleri vardır. Bunlar ; Bu hayvanların kemirgen olması, kaçma riskleri, ısırabilme ihtimalleri ve çişlerinin çok kötü kokmasıdır. Fakat bu anlattığım negatif veya kötü özelliklerin hiç birisi Guinea pig de yoktur. Yani tavşan benzeri ama kendine has bir tür olan bu hayvancıklar, kemirmez, asla ısırmaz, kapıyı açıkta unutsanız bir fare gibi kaçmaz, ve işemeleri ve dışkılamaları sonucu bulundukları yeri pisletmez ve kokutmazlar. Beslenmesi bitkisel ve çok kolay olan bu hayvanları mutfaklarda meyve ve sebzelerimizin artıkları ile besleyebiliriz. Ayrıca renkleri, zekaları ve sevecenliği ile en çok sevdiğim hayvanlardan biridir. Benden yavru alanların bu hayvanla çok iyi vakit geçirdiğini ve memnun kaldığını gördüm.

          Sonuçta çocuklar dokunabilecekleri, okşayabilecekleri ve hatta bazen de gezdirebilecekleri hayvanları istiyorlar.

           Hayvan ve çocuk ilişkisi konusu  baya geniş bir konu daha sonra bu konuda yine düşüncelerimi anlatmaya çalışacağım. Ama sizden çocuklarınız ve onların gelecekteki kişilikleri adına bir ricam var ;

''Çocuklarınızın hayvanlara karşı sevgilerini engellemeyiniz.''

Kutlu Dayıoğlu
Veteriner Hekim
30/3/2002
 


            Bahar geldi...

           Koca bir kıştan sonra nihayet bahar geldi galiba ! Galiba diyorum , çünkü her an kar yağacak gibi geliyor. Karanlık, soğuk günlerden sonra, güneşli günlere kavuştuk nihayet!

           Sadece biz mi!?  tüm canlılar mutlulukla kucaklıyor güneşi. Bitkiler güzel çiçeklerini açmak için yarışıyorlar. Bir ağaca veya bir çiçeğe baktığınızda sanki gözünüzle görebileceğiniz bir hızla yaprak, çiçek sergileyebileceği ne varsa sanki fışkıran bir su gibi tüm dalları, toprakları yeşil, sarı, kırmızı her renge boyadıklarını görüyorsunuz.

            Sadece bitkiler değil; İnsanlar, hayvanlar da çok mutlu ve neşeli bu aralar. Bahar ve güneşin sıcaklığı kendini iyi hissetme hormonlarını harekete geçiriyor. Çocuklar daha çok oyun oynamak istiyorlar, bütün gün oradan  oraya neşeli bağırışları ile koşuşturup duruyorlar. Anneler bu aralar çocuklarını zaptedemiyorlar. ''Terleyip üşüteceksin! Dur koşma !'' Uyarılar, bağırışlar boşa gidiyor. Çocuklar zıplayıp koşuyorlar. Nasıl koşmasınlar bahar geldi. Hayat tekrar başlıyor adete! Tüm canlılar tüm kış boyunca bu anı beklediler.

              Hayvanlar mı ? Onları anlatmak bu yazıya sığmaz ! Köpekler, kediler bütün gün insanın canını çektiren bir miskinlikle güneşte yatıp duruyorlar. Sanki hayattaki en önemli şey buymuş gibi kendilerini rahatsız eden bir arabanın üzerlerine gelmesine rağmen, kalkmamak için en miskin hallerini takınıp , duymazdan gelebiliyorlar. Ama kışın alamadıkları güneş ışınlarını iyice depoladıktan sonra, onlarda bu neşeli, enerjik karnavala katılıyor ve en hevesli havlamalarını bu günlerde yapıyorlar. Zaten her yerde neşeli sesler var ; Çocukların kahkahaları köpek havlamalarının neşesine karışıyor.

                Kuşlar tam anlamıyla coştu. Erkekler en güzel şakımalarını çıkarıp kendilerine birer eş bulmak için ortalığı şen şakrak kendilerine has şarkıları ile dolduruyorlar. Eşleşenler yuva telaşında, kıpır kıpır, yuvaları için malzeme taşıyorlar, arada bir dalın üzerinde aceleleri varmış gibi çabucak çiftleşiveriyorlar. Tabi aceleleri  var. Bahar geldi , ellerini çabuk tutup bu güzel günlerin keyfini çıkaracaklar. Onlar için bu olay üreme demek, yavrulamak demek, tüm çabaları bunun üzerine kurulu, içgüdülerinin tüm baskısına rağmen yine de neşeli ve güzeller!

                Böcekler, karıncalar, arılar her yeri kapladı. Onlarda kıpır kıpır  hayatın kendilerine verdiği rolü gerçekleştirmek için sanki büyük bir tiyatro sahnesindeki set işçileri gibi koşuşturup duruyorlar. Tırtıllar doğanın kendilerine verdiği yaprakları hırsla kemirip, kelebek olmak için acele ediyorlar. Kelebek olup uçmak varken, tırtıl olmak pek hoş olmasa gerek, o yüzden acele ediyorlar belki de!

                 Ya! İşte böyle doğa uyandı ve baharı kucakladı dostlar! Siz ne duruyorsunuz! Hadi koşun dağlara, kırlara! Alın çoluk-çocuk , dost-arkadaş tüm sevdiklerinizi çıkın doğaya! Koklayın havayı, çiçek toplayın demet demet, uzanın çimenlere, bakın bakalım bahar sizi bekliyor muymuş. Sizi de diğer canlıları kucakladığı gibi kucaklayacak mı ? Gidin ve görün!

                 Ne demişti şarkısında Barış Manço;    ''Bir de püfür püfür esen bir çınar gölgesi! Kaç kula nasip olur keyfin böylesi ..''

Kutlu Dayıoğlu
Veteriner Hekim
27/4/2002


    Şanslı çocuk! ile Şanslı köpek!...

         Bir ev düşünün çevremizde bir sürü olan o kutu gibi bahçesiz apartman dairelerinden birisi... Bu evde küçük bir oğlan çocuğu, ailesi ile birlikte yaşamını sürdürüyormuş. Bu tatlı çocukta diğer bir çok  çocukta olduğu gibi hayvanlara karşı saf, koşulsuz bir sevgi varmış. Bu çocuk hemen her yerde hayvanlara karşı aşırı ilgisi ve sevgisi ile dikkat çekiyor ve özellikle köpekleri çok seviyormuş.

          Son zamanlarda köpekleri fazla sayıklamaya başlamış. Annesi ve babasından evde değil köpek, hiçbir hayvan beslemek için izin alamazmış. Bazen gizlice pazara gider ve harçlığı ile bir tane sarı şeker civciv almak istermiş. Ama annesi kızar diye korkarmış. Bakkaldan küçük bir kutu bulur eve onu götürüp, sanki içinde civciv varmış gibi ağzıyla civciv gibi öterek annesinin tepkisini denermiş. Annesinin içinde civciv var zannettiği boş kutuya tepkisi ile savaşır, sonunda onu olmayan civciv için ikna edermiş. Kutuyu odasına koyar ve yine fark ettirmeden gizlice evden çıkar, uçarcasına sevinçle pazara gider hayali civcivlerini gerçeğe dönüştürürmüş. Ama bunlar hep kısa süreli dostluklarmış. O küçücük civciv büyür ve göz açıp kapayana kadar piliç ve sonra da horoz oluverirmiş. Çocuk çaresiz minik civcivi ile başlayan ama kocaman kırmızı ibikli bir horoz olan dostuna veda etmek zorunda kalırmış. Tavukları olan bahçeli bir evde oturan birine verilirmiş koca horoz ve akıbeti bilinmeksizin çıkarmış çocuğun yaşamından...

             Hatta bir gün çok ama çok küçükken evde bir köpeği olduğunu sayıklamaya başlamış. O zamanlar Yine bir apartmanın zemin katında oturuyorlarmış. Daha yarım yamalak konuşması ile ''Benim köpeğim var, ben onu besliyorum.' Diyormuş. Anne ve babası çocuğu ciddiye almamışlar. Ta ki bir gün çocuğun tuvalette köpeği ile konuştuğunu duyana kadar! Annesi kapıyı açıp '' kimle konuşuyorsun? Hani nerde köpek ? '' Diye sorunca tuvaletin köşesindeki bir deliği gösterip ''İşte orda!'' demiş. Ama annesi çocuğun gösterdiği yere bakınca hiçbir şey görememiş. Çocukların hayal dolu dünyası diye düşünmüş. Başka bir gün tekrar benzer bir şekilde çocuğun tuvalette konuştuğunu duyunca sessizce kapıyı açmış ve gözlerine inanamamış ; Minicik bir fare bir yandan çocuğun elinde tuttuğu bir ekmek parçasını korkusuzca kemirirken, bir yandan da sanki onun dediklerini anlarmış gibi minik kulaklarını kaldırıp, burnunu titreterek çocuğun gözlerine bakıyormuş. Çocuk ona ''Sevgili köpeğim, seni çok seviyorum. Hadi yemeğini ye de büyü kocaman ol! '' diyormuş. Anne ilk şokunu atlattıktan sonra fareyi yine fare olarak görmüş ve farkında olmadan bir çığlık koy vermiş ağzından...Fare de o anda dost çocuğun dışında aynı yerde ona düşman bir insanın olduğunu fark edip deliğin içinde kayboluvermiş. Baba koşarak gelmiş, sabırla beklemiş ve farecik tekrar dışarıya çıktığında, deliği bir gazete ile tıkayarak kaçış yolunu kapatmış. Çocuğun ''Durun o benim köpeğim! O benim arkadaşım''  Diye feryat etmesine aldırmadan kısa bir kovalamaca dan sonra fareciği bir sopa ile çocuğun gözü önünde öldürüvermiş. Çocuk o olaydan sonra gecelerce uykusunda içini çekmiş, ''Durun ' O benim arkadaşım!''diye sayıklamış...

            Yıllar geçmiş çocuk hala daha bir köpek yavrusu istiyormuş. Ama annesi babası onu her defasında evde neden köpek beslenemeyeceğine dair engin bilgileri ile ikna olmak zorunda bırakıyormuş. Rüyalarında bir köpekle oynadığını görürmüş, onu okşadığını, yemek verdiğini, yıkadığını görürmüş. O kadar iyi arkadaşlarmış ki köpek onun bir dediğini ikiletmezmiş. Filmlerdeki artist köpekler gibi çocuğun tüm emirlerini yerine getirir, adeta bir kahraman gibi atıldıkları maceralarda sahibi için canını feda edecek kadar sadıkmış. Rüyalarındaki bu köpeğin bir ismi bile varmış; ŞANSLI diyormuş ona artık. Bu köpekçiği o kadar çok severmiş ki bu sevgi nedeniyle onun çok şanslı olduğunu düşündüğü için ona bu ismi takmış. Kendi ismini değiştirecek olsa o da aynı ismi alacakmış. Sevildiği için şanslı olan köpek ve yine sevildiği için şanslı olan çocuğun rüyadaki kimsenin bilmediği dostluğuymuş bu...

Bir gün gerçek hayata ve gerçek dostluğa dönüşmeyi bekleyen bir dostluk.......
 

Kutlu Dayıoğlu
Veteriner Hekim
09/05/2002

Yaz başında hayvan severlere uyarı ve tavsiyelerim

          Havalar ısınmaya başladı, şu birkaç gündür artık baya yaz sıcaklarını yaşıyoruz. Sıcakların gelmesi ile beraber sevimli dostlarımız için bazı tehlikeler ve sorunlar başlıyor. Hayvan dostlarımızın yaşadığı ortamlara göre değişen bu sorunlarını halletmek sahiplerine düşüyor.

          Köpekler, insanlar da olduğu gibi tüm vücutları ile terleyemezler, ancak vücutlarında çok küçük alanlarda çok az bir terleme kabiliyetleri vardır. Biz her ne kadar  şikayetçi olsak da, sıcaklarda vücudumuzun soğuması ve sıcağa karşı mücadele etmesi için terleme insan vücudunun kullanabildiği en güzel yöntemdir. Vücudumuzun dışına çıkan suyun buharlaşması ile serinleriz. Ama köpeklerin derisinin böyle bir fonksiyonu yoktur. Onlarda çok daha ilginç bir yöntemle serinlemeye, vücut ısılarını düşürmeye çalışırlar. Dillerini dışarıya çıkararak, dilin üzerindeki tükürüklerini soluma ile buharlaştırırken ortaya çıkan soğuk havayı akciğerlerine çekerler ve bu şekilde serinlerler. Bu şekilde serinleyebilseler bile unutulmamalıdır ki köpekler için yaz sıcakları gerçekten büyük sıkıntı yaratır. Kangal, Saint Bernard, Husky gibi uzun tüylü ve soğuk iklim köpekleri Manisa gibi yaz sıcakları ile ünlü bir şehirde yazın gerçekten çok zorluk çekebilir. Hele bir de sahibi bu köpekleri güneşin altına bağlarsa, köpekler hastalanıp ölebilirler.

           Bu ırklar ve tüm köpekler için sıcaktan korunma konusunda tavsiyelerim ; Kesinlikle güneşin, özellikle öğle güneşinin altında bırakılmaması, barınaklarının olabildiğince gölge ve serin olması, hatta barınaklarında kulübelerinin altına beton yapılıp bu betonunda altına sağlam mağara benzeri gerektiğinde sizinde girebileceğiniz genişlik ve sağlamlıkta serin bir kovuk yapılması, sularının daima taze ve bol verilmesi, yiyeceklerinin yağlı, salçalı, baharatlı, sakatatlı, ağır olmaması, gerekirse tıraş edilerek uzun tüylerinden kurtarılması, arabalarda kısa süreli bile olsa asla bırakılmaması, güneş çarpması veya ısı çarpmasına uğradığından şüphelenilen köpeklerin hemen gölge bir yere alınarak öncelikle başı olmak üzere tüm vücudunun soğuk su ile ıslatılması ve birkaç dakika içinde kendine gelemeyen köpeklerin hemen Veteriner Hekiminize ulaştırılması veya Hekimin çağırılması gerekir. Köpekler aşı oldukları günler dışındaki günlerde çok sıcaklarda suyla yavaş yavaş ıslatılarak serinletilebilir.

             Kediler sıcaktan köpekler kadar fazla etkilenmezler. Genelde bir tasma ve bir zincir ile bağlanarak insanlar tarafından bir yerde kalmaya mecbur bırakılmadıklarından kendilerine serin bir yer bulabilirler. Kedilerin serinlemesi de çok farklıdır. Vücutlarını yalayarak, tükürükleri ile ıslattıkları vücutlarından buharlaşan su yardımı ile serinlerler. O yüzden çok sıcak havalarda kedinizin vücudunu nemli bir bezle silerek onu serinletebilirsiniz.

             Kuşlarımıza gelince bu mevsim en fazla güneş çarpması ve beyin kanaması sonucu ölümlerle karşılaştığımız mevsimdir. Kuşunuzu açık havaya çıkarmanız , balkonda veya bahçede güneşlendirmeniz onun için çok yararlıdır. Ama yaz aylarında kuşunuzu asla direk güneş ışığı altında bırakmayınız. Sabah veya akşamları sizde yanında oturmak koşulu ile onları yarım saatten az olmamak koşulu ile gün ışığına çıkarabilirsiniz. Dikkat edin gün ışığı diyorum özellikle, bu sıcaklarda direk güneş ışığına çıkarmaya gerek yoktur. Gündüz ışığı da camdan geçmemesi şartıyla onun için gerekli olan ışığı sağlar. Biliyorsunuz hayvanlar için gün ışığı D vitaminin deri üzerinde sentezlenmesine yardımcı bir koşuldur. Gün ışığı görmeyen bir hayvan asla sağlıklı olamaz. Gün ışığı su ve yiyecekle aynı oranda önemlidir.

              Yaz ayları ile ilgili tüm hayvanlar ama özellikle köpekler için önemli bir uyarım kene ve pire gibi dış parazitlerin aşırı ürediği ve yayıldığı bir dönem olduğunun unutulmamasıdır. Köpek ve kedi sahiplerinden hayvanları adına ricam ; Hayvanlarınızın üzerinde bu parazitleri görmeden önce önlem almanızdır. Çünkü çoğu zaman paraziti gördüğünüz zaman çok geç kalmış olabilirsiniz . Belki ilaçlarla bu parazitleri o anda temizleyebilirsiniz ama diğer hayvanlardan geçen bir çok kan paraziti, bu kenelerin kan emmesi sırasında tükürükleri ile sizin hayvanınıza bulaşmış olur ve hem hayvanınızın sağlığını hem de sizin sağlığınızı tehdit altında bırakır. Örneğin geçen sene tek tük başlayan ve bu sene ciddi bir şekilde kene sarmış bir çok köpekte gördüğümüz yeni bir kene hastalığı ile mücadele veriyoruz. Bu hastalık köpekleri ölümle tehdit ediyor. Sizden ricam hayvanınızın üzerinde bu parazitleri görmenizi beklemeden Veteriner Hekiminize danışmanız ve uygun ilaç ve koruma yöntemleri ile hayvanınızın parazitle bulaşmasını ve dolayısıyla parazitlerden geçen öldürücü hastalıklarla da hasta olmasını engellemenizdir.

            Umarım yazdıklarım sizlere ve hayvan dostlarınıza yaralı olur. Unutmayın onlar aynı çocuklar gibi bizim sorumluluğumuz altında, onların şartlarını uygun bir şekilde ayarlamak bizim vicdani sorumluğumuzdur.

Kutlu Dayıoğlu
Veteriner Hekim
08/06/2002

  anasayfa | içindekiler | giriş |   türler üyelerüye kayıt | sağlık | ilanlarmesajlar | hikayeler

eş arayanlar | memorial | resimler |linkler | sohbet | veterinerler | basında kedi